“Kanatları Islak Eros”
Bu tabloya baktığında ilk hissedilen şey sessiz bir çelişkidir:
Masumiyetle-güç, sevgiyle-kader, kanatla-silah aynı bedende durur.
Bu bir mitolojik sahne değil; bu, duyguların silaha dönüştüğü anın portresidir.
Efsaneler Eros’u hep çocuk anlatır.
Oysa kimse şunu sormaz:
Sevgiyle vurulan bir ok, en çok kimi yaralar ?
Bu genç, aşk tanrısı olarak doğmadı.
O, insanların kalplerine bırakılan duyguların yükünü taşımakla görevlendirildi. Kanatları beyaz değildi eskiden.
Ama her kırılan kalpten sonra biraz daha ağırlaştı.
Her “beni sevdin ama terk ettin” deyişi, her karşılıksız sevda, her gecikmiş itiraf…
Kanatlarını suya batırdı.
Bu yüzden etrafında balıklar var.
Çünkü burası gökyüzü değil…
Duyguların dibi.
Balıklar tanıktır.
Kim neyi içine gömdüyse, burada yüzüp geçerler.
Eros’un gözleri kapalıdır.
Çünkü artık bakarak atmaz okunu.
Bakmak, taraf olmaktır.
O ise yalnızca kaderi taşır.
Elindeki yay titrer.
Çünkü bu ok, birini âşık etmeyecek.
Bu ok, birini kendisiyle yüzleştirecek.
Sevgi sandığın şey gerçekten sevgi mi,
yoksa yalnız kalma korkusu mu?
Arzu mu, yoksa sahip olma ihtiyacı mı ?
Ok, kalbe saplandığında acıtır.
Ama asıl acı, okun çekildiği andadır.
Bu tabloda Eros gençtir, ama yorgundur.
Çünkü insanların duyguları, tanrılarınkinden daha ağırdır.
Göğsündeki su damlaları ter değil.
Bunlar, içine atılmış sözlerin gözyaşı hâlidir.
Ve en çarpıcı olan şudur:
Kanatları olmasına rağmen uçmaz.
Çünkü bazı anlarda,
uçmak kaçmaktır.
Bu yüzden burada durur.
Sessiz.
Gözleri kapalı.
Oku kalbine yakın tutar.
Belki bu sefer, oku başkasına değil…
kendine doğrultacaktır.
Bu tablo ne anlatır?
Bu tablo:
Ürün Özellikleri ve yapısı:
