Bu tabloya bakınca ilk hissedilen şey sarhoşluk değil; bir denge hâli.
Keyif ile yalnızlık, parıltı ile boşluk, sahne ile perde arkası aynı karede durur.
Bu kadeh bir içki için yapılmadı.
Bu kadeh, taşan hayatlar için üretildi.
Kadın burada bir misafir değil;
bir anın içinde oturan tek kişi.
Başındaki diskoküre'ye benzeyen küre, eğlencenin simgesi gibi görünür.
Ama aslında bir aynadır. Parlak olduğu kadar acımasız.
Çünkü bu küre, bakan herkesi çoğaltarak yansıtır.
Kim bakarsa baksın, kendini tek parça hâlinde değil,
küçük kırık parçalara bölünmüş olarak görür.
Kadın bunu bilir.
Bu yüzden yüzünü saklar.
Çünkü yüz, hikâyeyi ele verir.
Kadehin içi boştur.
Bu bir eksiklik değil, bir tercihtir.
Çünkü bazı insanlar doldukça değil, boşaldıkça ayakta kalır.
Bacakları zarif bir rahatlıkla dışarı sarkar.
Bu, davetkâr bir poz değil.
Bu, “artık kimseyi etkilemek zorunda değilim” diyen bir duruştur.
Topuklular hâlâ ayağındadır.
Çünkü o, sahneden inmedi.
Sadece ışıkların altında durmayı bıraktı.
Bu tabloyu yaratan an, gecenin tam ortasıdır.
Müzik hâlâ çalar ama artık ritim hissedilmez.
Kalabalık vardır ama kimse gerçek anlamda yakın değildir.
Ve işte o an gelir:
Son yudumdan hemen önceki an.
İnsan o anda şunu sorar kendine:
“Biraz daha kalırsam kendimden mi eksileceğim,
yoksa kalkarsam bir şeyleri yarım mı bırakacağım?”
Kadın hâlâ oturur.
Çünkü karar vermek için acele etmez.
Bu tablo, eğlencenin zirvesini değil,
sonrasını anlatır.
Parıltının içindeki sessizliği.
Görünür olmanın yorgunluğunu.
Ve şunu hatırlatır:
Bazı insanlar kadehten içmez.
Kadehin içinde durur.
Bu tablo neyi fısıldar?
Bu eser:
Mekâna duraklama koyar.
Ve bakan herkes, fark etmeden şunu hisseder:
“Ben en son ne zaman gerçekten kalkmak istediğim için kalktım” ?
Ürün Özellikleri ve yapısı:
