'Düşünen Evren'
Bu tabloya bakınca ilk hissedilen şey hayal değil, evrenin sessiz bir iç çekişidir.
Sanki tüm kozmos, bir insanın zihninde nefes alıp veriyor.
Zamanın ölçülmediği çağlarda, yıldızlar daha gençken,
evren henüz kime ait olduğunu bilmiyordu.
Sonsuzluk büyük bir sessizlikti.
Ve bir gün, evren ilk kez bir düşünce duydu.
Bu yüz, işte o düşüncenin beden bulmuş hâlidir.
Planetler saçlarının arasından geçer çünkü:
Onlar onun iç sesi gibidir.
Satürn, ağır soruların halkasıdır.
Mars, yanıp sönen bir istektir.
Jüpiter, kalbin genişlediği yer.
Aylar, geçmişten kalan yumuşak hatırlatmalar.
Bulutlar beyninden yükselmez;
beyni bulutlardan oluşur.
Çünkü bu varlık, anlamı analiz ederek değil,
hissedilerek yaratılmıştır.
Gözleri kapalıdır.
Ama karanlıkta değildir.
O, evrenin içindeki ışığı buradan görür.
Çünkü bazı gerçekler, gözlerle değil,
hislerle anlaşılır.
Yüzünden yükselen dumanlar bir düşünce değildir.
Bunlar, yeni bir dünyanın doğum sancılarıdır.
Her nefes alışında bir galaksi kıpırdar,
her nefes verişinde yeni bir zaman çizgisi açılır.
O bir tanrıça değildir,
tanım gerektiren bir varlık da değil.
O, yalnızca evrenin kendine ilk kez insan formunda bakışı.
Ve bu tablo şunu fısıldar:
Evren çok büyük olabilir…
Ama en büyük yolculuk,
kendi zihnine doğru çıkılandır.
Kendini keşfetmek, bir galaksiyi keşfetmek gibidir.
Her düşünce bir gezegen,
her duygu bir yıldız,
her an bir patlama veya doğum.
Bu yüzden tablo hareket eder gibi görünür:
Evren de insan zihni de hiçbir zaman durmaz.
Bu tablo ne bırakır?
Bu eser:
